Haftalık Gündem Değerlendirmemiz [13.01.2025]

FİLİSTİN HALKININ ZAFERİNİ TEBRİK EDİYORUZ

 ‘’Her kim şan ve şeref istiyorsa bilsin ki, şan ve şeref bütünüyle Allah’a aittir…’’ (Fatır, 10)

‘’Asıl üstünlük, ancak Allah’ın, Peygamberinin ve mü’minlerindir. Fakat münafıklar (bunu) bilmezler.‘’ (Münafikun, 8)

Pazar günü yürürlüğe girecek olan ateşkesin, 15 ayı aşkın bir süredir işgalcilere boyun eğmeyen, kahramanca direnen İslami Direniş Hareketi Hamas başta olmak üzere Filistin direniş gruplarının ve Gazze halkının büyük bir başarısıdır.

Terör rejimi İsrail’in 467 gündür Gazze halkına yönelik gerçekleştirdiği soykırıma rağmen hedeflerine ulaşamamıştır. Ayrıca Batılı güçlerin, siyonistlere her türlü silah ve asker sevkiyatına, milyarlarca dolarlık askeri harcamasına rağmen Gazze halkına ve Filistinli direniş gruplarına diz çöktürmeyi başaramamıştır.

Öncelikle bu anlaşmanın ailelerini, çocuklarını, evlerini yitiren Gazze halkına bir soluk ve kalıcı olmasını temenni ediyoruz. Terör rejiminin tüm gücüyle yerle bir ettiği Gazze’nin yeniden inşası için tüm bölgede seferberlik ilan edilmelidir. Bölgeye insanî yardım ve tıbbî malzeme girişi arabulucular tarafından denetlenmeli, terör rejimi israilin engelleme çabalarına fırsat verilmemelidir.

Terör rejiminin 27 Kasım’da Lübnan’la imzalanan ateşkes anlaşmasına rağmen bölgedeki saldırılarını sürdürdüğü, ateşkesi en az 570 defa ihlal ettiği gerçeği unutulmamalıdır.

Uluslararası hukuku hiçe sayan soykırımcı terör rejiminin ateşkes sürecinde Gazze’deki faaliyetleri uluslararası bir gözlem heyeti tarafından denetlenmelidir.

Siyonist medyada, siyonist rejimin başbakanı Netanyahu’nun anlaşma kapsamında rehineleri teslim aldıktan sonra savaşa geri dönme planını ABD Başkanı seçilen Trump’a ilettiğine dair kaygı verici haberler yer almaktadır.

Ateşkes sürecinin terör rejiminin Filistin direnişini hedef almak için toparlanma sürecine dönüşmesine izin verilmemeli, işgal güçlerinin Gazze’den koşulsuz çıkması sağlanmalıdır. Ayrıca Terör rejiminin Philadelphia Netzarim Koridorları’ndan çekilme sürecini ateşkesi baltalamak için kullanacağı öngörülmeli, buna karşı gerekli tedbir alınmalıdır. 

Gazze’de 467 gündür devam eden soykırımda Filistin’e yeterince yardım edemeyen bölge ülkeleri, insanî yardım girişi, barınma krizinin çözümü, hastanelerin yeniden hizmete girmesi için tıbbî malzeme girişi ve yaralıların tedavisi için Gazze’den çıkarılması gibi temel sorunların çözümü için hızlı hareket etmelidir.

Arabuluculuk görevi ayrıca terör rejimi güçlerinin bölgedeki faaliyetlerinin denetlenmesini de içermelidir. Filistinli siviller ve direniş güçleri, işgalcilerin saldırılarından korunmalıdır.

Bugün ABD ve israilin, Hamas’ın Gazze’de tasfiye edilmesini öngören ve yerine bazı bölge ülkeleri tarafından finanse edilen yapıların aktifleşmesini hedefleyen projelerin, Filistin topraklarını tamamen terör rejimine teslim etme anlamına geleceği unutulmamalıdır.

İslam dünyası aynı anda üç farklı ülkede işgal faaliyeti yürüten işgalcilerin oluşturduğu tehdidin farkına varmalı ve Gazze’yi teslim almak isteyen güçlere karşı iş birliği yapmalıdır. Soykırım suçuna rağmen ABD ve Batı’nın himaye etmeye devam ettiği terör rejimine karşı, İslam dünyası Filistinlilerin haklarını müdafaa ve muhafaza etmelidir. 

Filistin topraklarının ve Mescidi Aksa’nın özgürleştirilmesi, Gazze’de soykırım suçu işleyen işgalcilerin fiili olarak cezalandırılması ve Filistin’in devletleşmesi, Birleşmiş Milletler gibi uluslararası kuruluşlarda resmî statü kazanması için sorumluluk alınmalıdır. Uluslararası toplum, Filistin halkının haklarını savunmalı ve bu hedeflere ulaşılması için etkin adımlar atmalıdır.

Yaklaşık bir buçuk yıldır açlığa, susuzluğa ve tüm kayıplara rağmen bu işgalci sürüsüne boyun eğmeyen Gazze halkı ve tüm imkânsızlara rağmen direnişe devam ederek Filistin halkının onurunu koruyan tüm Filistinli direniş gruplarının zaferini tebrik ediyoruz. Bu sürecin Gazze’nin yeniden, daha güçlü bir şekilde ayağa kalkmasına vesile olmasını temenni ediyoruz.

 

KÜRT MESELESİ GÜVENLİK SORUNU DEĞİLDİR

 

Partimiz, “Terörsüz Türkiye” vurgusu ile yapılan açıklamaları ve atılan adımları yakından takip etmektedir. Ülkenin barışına ve huzuruna yönelik her müspet gelişmeyi hayırlı görmekle birlikte destekliyoruz. Bu anlamda öncelikle sürecin vakur şekilde, azami derecede hassasiyetle yürütülmesi için herkesi sorumlu hareket etmeye davet ediyoruz.

 

Kürt meselesi salt bir silah bırakma ön şartına hapsedilmemelidir. Terör, Kürt meselesinin çözümsüzlüğünün gerekçesi olmamalıdır. Bu bağlamda çözümün dar kalıplar arasında aranması adalet arayışını neticesiz bırakacak ve arzulanan sonuçları elde etmeyi engelleyecektir.

 

Kürt meselesi siyasi, sosyal, kültürel, tarihi, ekonomik ve diğer tüm boyutlarıyla ele alınması gereken külli bir meseledir. Bu hususlardan herhangi birisinin ötelenmesi şeklindeki bir yaklaşım, sorunu baştan çözümsüz bırakacaktır. Devlet, egemen paradigma, silahlı örgüt ve şiddetin bir parçası olan örgütlü yapılar; Kürt meselesinin konuşulması, tartışılması ve çözülmesi konusundaki tekelci anlayışı bir an önce terk etmeli, toplumun tüm katmanlarının sesine kulak verilmelidir.

 

Bilinmelidir ki Türkiye’de halklar arasında bir kan davası yoktur. Sistem ve egemen paradigmanın oluşturduğu sistematik zulümler, haksızlıklar ve travmalar ile bunları bahane ederek gelişen şiddet sarmalı vardır. Yıllarca uygulanan şiddete dayalı asimilasyon politikaları kısmen terk edilmiş, bireysel ve kısmi kültürel haklar tanınmışsa da hâlâ Kürtlerin kimliği ve kültürünün; Türk kimliğine ve kültürüne tahvil edilme çabası devam etmektedir. “Kürtlerin bu ülkenin kurucu unsuru ve eşit vatandaşı olduğu” anlayışının hâlihazırda pratikte bir karşılığı bulunmamaktadır.

 

Bu noktadan sonra kardeşliğin edebiyatının değil, artık hukukunun icra edilmesi için ilgili herkesten azami gayret sarf etmelerini bekliyoruz.

 

CHP: CAN ÇIKAR HUY ÇIKMAZ PARTİSİ

Millet olarak CHP’nin skandallarına yetişmekte zorlandık, oysa CHP skandaldan skandala koşmakta zorlanmıyor. Değiştik, dönüştük diye son yıllarda ekranlarda arz-ı endam eyleyen CHP’liler, gün geçmiyor ki gâh halk düşmanlığıyla, gâh İslam düşmanlığıyla gündeme geliyor olmasın. CHP’li Bolu belediye başkanının Nazi subaylarını aratmayan yabancı düşmanlığını ekranlardan marifetmiş gibi anlatması henüz gündemden düşmemişken, bu kez de CHP’li Tekirdağ belediye başkanının danışmanının İslam’a, peygamberimize ve dini kutsallarımıza yönelik kan donduran alçakça küfürleriyle irkildik. 

 

Kabuk değiştiren yılanın zehrinde bir değişme olmadığı gibi, “Değişim” geçirdiğini iddia eden CHP’nin de halka zehir enjekte etme alışkanlığında hiçbir değişim olmamıştır. Laikliği kalkan yapıp milletin manevi değerlerine saldırıyor, inancına küfrediyorlar. Kemalizm kılıfı altında alkol dayatmasında bulunup milletin sağlığıyla oynuyorlar. Toplumumuzun sigortası olan aile yapısını tahrip etmek için her türlü şaklabanlığı yapıyor, sapkınlık dayatmacılığında birbirleriyle ve ideolojik akrabalarıyla yarışıyorlar.

 

Kabuğu, rengi, söylemi değişmiş gibi görünse de, 1940’lı yılların dayatmacı, tektipçi, asimilasyoncu, inkârcı, imhacı, gerici faşizan karakteri asla değişmemiştir. Günümüzde değişmemiş karakterini pratiğe koyamıyorsa, imkân bulamadığındandır. İmkân buldukları anda yine halk düşmanlığını, din düşmanlığını, cami ve ibadet düşmanlığını bıraktıkları yerden devam ettireceklerdir. İslam’a ve kutsal değerlere dönük küfür ve hakaretleri, CHP’nin “terkedilemez, terkedilmesi teklif dahi edilemez” fikriyatının dışavurumudur.

 

Halk düşmanlarına; din, iman, İslam düşmanlarına karşı durmak, onların hayasızca akınına göğüs germek, teşhir edip mahkûm etmek HÜDA PAR olarak bizim sorumluluğumuzdur. Hassasiyet sahibi herkesi, her kesimi bu gerici ceberut zihniyete karşı durmaya davet ediyoruz. 

 

 

BREZİLYA VE ŞİLİ’NİN SİYONİSTLERE KARŞI ATTIĞI CESUR ADIMLAR, TÜRKİYE’YE ÖRNEK OLMALIDIR

 

Siyonist terör çetesinin Gazze’de tüm insani ve ahlaki değerleri çiğneyerek gerçekleştirdiği soykırım 467 günü geride bıraktı. Siyonist terör rejimine karşı yalnızca söylemlerimizle değil, eylemlerimizle de tarafımızı belli etmek durumundayız. Bunun için de mutlaka somut ve caydırıcı adımlar atılmalıdır.

 

Şili’de 620 avukatın, Gazze’de gerçekleştirilen soykırıma iştirak ederek insanlığa karşı suç işleyen siyonist 'asker' hakkında dava açması ve ayrıca Brezilya’da da bir siyonist "asker" hakkında insanlığa karşı suç işlediği gerekçesiyle soruşturma başlatılması, uluslararası hukuk çerçevesinde örnek alınması gereken kararlardır. Şili ve Brezilya’nın attığı bu cesur adımlar, Türkiye’ye de soykırım suçuna iştirak eden kişilere karşı sorumluluğunu hatırlatmaktadır.

 

Bu bağlamda, soykırım suçuna iştirak eden sözde çifte vatandaşların tespiti ve cezalandırılmaları, ifade vermeye gelmeyenlerin vatandaşlıktan çıkarılmasına dair hazırladığınız kanun teklifi, daha fazla geciktirilmeden Genel Kurul’da görüşülmeli ve bir an önce yasalaşıp yürürlüğe girmelidir. Türkiye’nin atacağı bu adım, hem ülkemizden giderek soykırım suçuna iştirak edenlerin cezasız kalmamasını temin edecek hem de soykırıma karşı olan diğer ülkeler için de benzer bir yolun takip edilmesine örnek teşkil edecektir.

 

Daha önce yaptığımız çağrıyı bir kez daha tekrarlıyoruz; Meclis’te grubu bulunan siyasi partilere ve bütün milletvekillerine sesleniyoruz; geliniz, soykırım suçunun cezasız bırakılmayacağı hususunda ortak bir irade ile bu kanun teklifimizi bir an önce görüşüp yasalaşmasını sağlayalım.

 


SİYONİST TERÖR REJİMİ TRUMP’I BEKLİYOR

 

Siyonist terör rejimi, Gazze’de 16 aydan uzun süredir sürdürdüğü soykırıma, Lübnan ve Suriye’ye yönelik işgaline karşı başta İslam dünyası olmak üzere uluslararası toplumun sessizliğinden aldığı cesaretle, "Ortadoğu" planlarını artık gizleme gereği bile duymamaktadır.

 

Terör rejimine ait resmi hesaplar, Bilad-ı Şam ülkeleri olarak tanımlanan Filistin, Ürdün, Lübnan ve Suriye topraklarını, terör rejiminin  "tarihi sınırları" içinde gösteren bir "harita" paylaşmış hemen ardından Birleşik Arap Emirlikleri Dışişleri Bakanı, soykırımcı rejimin sözde dışişleri bakanıyla gülerek poz vermiştir. Bugün Gazze’de terör rejiminin "güvenli bölge" dediği alanlarda kadınlar ve çocuklar sığındıkları çadırlarda diri diri yakılmakta, insanlar yerden pirinç taneleri toplayarak, yerdeki çamurlu suları içerek hayatta kalmaya çalışmaktadır. İslam dünyası bu sessizliğinin bedelini terör rejiminin bölgeye yayılmasıyla ödeyecektir.

 

Gazze’de ateşkes anlaşması sürecini defalarca baltalayan terör rejimi, son müzakerelerde de aynı taktiği izlemektedir. Trump’ın, ‘’Ben göreve gelmeden rehineler serbest bırakılmazsa Ortadoğu’yu cehenneme çevireceğim’’ açıklaması, terör rejimine planlarını uygulamak için bir fırsat sunmaktadır. Bu nedenle yeni taleplerle süreç 20 Ocak’a kadar uzatılmaya çalışılmaktadır.

 

Müslüman kamuoyu, terör rejimiyle ihanet iş birliği içindeki yöneticilerine karşı Gazze’yi gündemden düşürmemeli, terör rejimine karşı somut ve caydırıcı adımlar atılması için baskı yapmalıdır. Aksi takdirde siyonist terör rejimi, yeni ABD yönetiminden aldığı destekle bölgede işgal ve saldırılarının dozunu artıracaktır.

 

 

AİLEYİ VE NÜFUSU KORUMA

 

Aile kurumuna gereken önemi vermeyen toplumlar, bunun bedelini gelecek nesillerini kaybederek ödemiştir. Neslin devamı, aile kurumun korunması ile mümkündür.

 

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Sayın Cevdet Yılmaz, aileyi ve nüfusu korumak amacıyla kısa, orta ve uzun vadeli stratejileri hayata geçireceklerini açıkladı. Söz konusu stratejiler arasında gençlere evlenebilmeleri için maddi destek sağlanması, çalışan annelerin iş şartlarının iyileştirilmesi ve maddi yardım yapılması gibi hedefler yer almaktadır. Tüm bunlarla birlikte, ev hanımları da desteklenmeli, çocukların bakım ve eğitimi konusunda maddi kaygıları giderilmelidir.  Ev hanımlarına, her çocuk başına 18 yaşına gelene kadar bağlanacak maaş nüfusun kendini yenileme eşiğine ulaşmasına vesile olacaktır.

 

Ayrıca aile kurumuna zarar veren, gençleri gelişim dönemlerinde cinsel karmaşaya sürükleyip, ahlaksızlık batağına saplayan LGBT örgütlerinin faaliyetleri suç sayılmalı, LGBT propagandasına ağır cezalar verilmelidir. Hastanelerde 18 yaş altına kadar düşen cinsiyet değiştirme ameliyatları yasaklanmalıdır.

 

Evlenmenin ve aile kurmanın önünde bir engel teşkil eden, boşanmaların başlıca sebepleri arasında yer alan, veba salgını misali neredeyse toplumun her alanına sirayet eden zina, yeniden suç kapsamına alınmalı, zinayı teşvik eden tüm yayın ve çalışmalar yasaklanmalıdır.

 

Televizyon dizilerinde aile olmayı ve çocuk sahibi olmayı özendiren yayınlar yapılmalı. Aile kurumunu aşağılayan, zinaya özendiren, ahlaksız ve sapkın içerikler ise yasaklanmalıdır. Bir kurumu korumanın en iyi yolu, o kurumu tehdit eden çalışmaları durdurmaktan geçmektedir.

 

 

EMEKLİLERE ADİL BİR ÜCRET ŞART

 

2025 yılıyla birlikte işçi,  memur ve emekli maaşlarına yapılan artışlar, yıllık enflasyon oranının oldukça altında kalmıştır. Özellikle emekliler, maaşlarına yapılan zamlara rağmen geçim sıkıntısıyla baş edememektedirler. Yapılan yeni zamla birlikte yaklaşık 4 milyon emekli, 15 bin liranın altında, yani açlık sınırının bile %30 altında bir aylıkla hayatta kalmaya çalışacak. Bu durum, yalnızca ekonomik bir sorun değil, aynı zamanda büyük bir adalet sorunudur.

 

Emeklilerin büyük bir kısmını oluşturan EYT'liler, bu adaletsizliği derinden hisseden kesimi oluşturuyor. İslam, toplumun her ferdine adaletli bir yaklaşım sergilemeyi emreder. Peygamber Efendimiz (s.a.v.)'in "Kimseye, gücünden fazla yük yüklemeyin" hadisi, adaletin temel ilkesidir. Yıllarca hizmet etmiş olan emekliler, ne yazık ki emekliliklerinde hak ettikleri hayat standardına kavuşamamaktadır.

 

EYT mağdurlarına yönelik adaletsizlik ve düşük maaşlar göz önüne alındığında, emekli maaşlarında kapsamlı bir iyileştirme yapılması zorunludur. Bu, emeklilerimize rahat bir hayat sunmak toplumsal adaleti sağlamak için atılacak önemli bir adımdır.

 

HÜDA PAR olarak, emekli maaşlarının iyileştirilmesi ve sosyal adaletin sağlanması için bir an önce düzenleme yapılması gerektiğini hatırlatıyoruz. Adaletin her alanda sağlanması, toplumsal huzurun teminatıdır.

 

 

ENGELLİLERE YAŞATILAN HAK KAYIPLARI

 

Son zamanlarda yapılan birtakım düzenlemelerle engellilerin yaşadığı hak kayıpları, toplumsal eşitlik ve adaletin önünde halen çok ciddi engellerin olduğunu göstermektedir. Söz konusu hak kayıplarının her biri, engelli bireylerin temel haklarından faydalanmalarını zorlaştırmakta, hayat kalitelerini doğrudan etkileyerek onları toplumdan izole etmektedir.

 

İlk olarak, gelir kriteri bahanesiyle bakıma muhtaç bireylerin zor durumda bırakılması, sosyal devlet anlayışıyla bağdaşmamaktadır. Bakım hizmetlerinin sunulması, engelli bireylerin onurlu bir hayat sürdürebilmeleri için kritik bir gerekliliktir.

 

Yeni düzenlemeler ile emeklilik, engelliler için erişilemez hale getirilmektedir. Bu durum, engelli bireylerin ekonomik güvencelerini zayıflatmakta ve hayatlarını daha da zorlaştırmaktadır.

 

KDV Kanunu değişiklikleri ile ithal protez, ortotik cihaz ve tekerlekli sandalyelere erişimin zorlaşması; yeni yönetmelikteki ehliyet kodlarıyla ortopedik ve işitme engellilerin ehliyetlerinin iptal edilmesi; hafif zihinsel engellilerin eğitim haklarının yok sayılması; SGK’nın engelli malzemeleri için fiyat güncellemesi yapmaması engelli bireylerin hayatını doğrudan etkileyen diğer önemli sorunlardır.

 

Son olarak, ÖTV Kanunu’ndaki değişiklikle, engellilerin ÖTV istisnasından yararlanabilmesi için yüzde 40 yerlilik şartının getirilmesi ve alınan araçlar için elde tutma süresinin 5 yıldan 10 yıla çıkarılması, engellilerin araç ve ulaşım imkânlarına erişimini ciddi şekilde zorlaştırmaktadır.

 

Engelli bireylerin haklarının korunması ve iyileştirilmesi, toplumsal adaletin sağlanması açısından son derece önemlidir. Bu sorunların çözülmesi için devletin, engelli bireylerin ihtiyaçlarına duyarlı politikalar geliştirmesi ve toplumsal bilinç oluşturması gerekirken, yasal düzenlemelerle yeni engeller oluşturması üzüntü vericidir.

 

HÜDA PAR GENEL MERKEZİ

Çerez Politikası

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için "çerez politikasını" inceleyebilirsiniz.