FİLİSTİN HALKININ ZAFERİNİ TEBRİK EDİYORUZ
‘’Her kim şan ve şeref
istiyorsa bilsin ki, şan ve şeref bütünüyle Allah’a aittir…’’ (Fatır, 10)
‘’Asıl üstünlük, ancak Allah’ın, Peygamberinin ve mü’minlerindir.
Fakat münafıklar (bunu) bilmezler.‘’ (Münafikun, 8)
Pazar günü yürürlüğe girecek olan ateşkesin, 15 ayı aşkın bir
süredir işgalcilere boyun eğmeyen, kahramanca direnen İslami Direniş Hareketi
Hamas başta olmak üzere Filistin direniş gruplarının ve Gazze halkının büyük
bir başarısıdır.
Terör rejimi İsrail’in 467 gündür Gazze halkına yönelik
gerçekleştirdiği soykırıma rağmen hedeflerine ulaşamamıştır. Ayrıca Batılı
güçlerin, siyonistlere her türlü silah ve asker sevkiyatına, milyarlarca
dolarlık askeri harcamasına rağmen Gazze halkına ve Filistinli direniş
gruplarına diz çöktürmeyi başaramamıştır.
Öncelikle bu anlaşmanın ailelerini, çocuklarını, evlerini yitiren
Gazze halkına bir soluk ve kalıcı olmasını temenni ediyoruz. Terör rejiminin
tüm gücüyle yerle bir ettiği Gazze’nin yeniden inşası için tüm bölgede
seferberlik ilan edilmelidir. Bölgeye insanî yardım ve tıbbî malzeme girişi
arabulucular tarafından denetlenmeli, terör rejimi israilin engelleme
çabalarına fırsat verilmemelidir.
Terör rejiminin 27 Kasım’da Lübnan’la imzalanan ateşkes
anlaşmasına rağmen bölgedeki saldırılarını sürdürdüğü, ateşkesi en az 570 defa
ihlal ettiği gerçeği unutulmamalıdır.
Uluslararası hukuku hiçe sayan soykırımcı terör rejiminin ateşkes
sürecinde Gazze’deki faaliyetleri uluslararası bir gözlem heyeti tarafından
denetlenmelidir.
Siyonist medyada, siyonist rejimin başbakanı Netanyahu’nun anlaşma
kapsamında rehineleri teslim aldıktan sonra savaşa geri dönme planını ABD
Başkanı seçilen Trump’a ilettiğine dair kaygı verici haberler yer almaktadır.
Ateşkes sürecinin terör rejiminin Filistin direnişini hedef almak
için toparlanma sürecine dönüşmesine izin verilmemeli, işgal güçlerinin
Gazze’den koşulsuz çıkması sağlanmalıdır. Ayrıca Terör rejiminin Philadelphia
Netzarim Koridorları’ndan çekilme sürecini ateşkesi baltalamak için kullanacağı
öngörülmeli, buna karşı gerekli tedbir alınmalıdır.
Gazze’de 467 gündür devam eden soykırımda Filistin’e yeterince
yardım edemeyen bölge ülkeleri, insanî yardım girişi, barınma krizinin çözümü,
hastanelerin yeniden hizmete girmesi için tıbbî malzeme girişi ve yaralıların
tedavisi için Gazze’den çıkarılması gibi temel sorunların çözümü için hızlı
hareket etmelidir.
Arabuluculuk görevi ayrıca terör rejimi güçlerinin bölgedeki
faaliyetlerinin denetlenmesini de içermelidir. Filistinli siviller ve direniş
güçleri, işgalcilerin saldırılarından korunmalıdır.
Bugün ABD ve israilin, Hamas’ın Gazze’de tasfiye edilmesini
öngören ve yerine bazı bölge ülkeleri tarafından finanse edilen yapıların
aktifleşmesini hedefleyen projelerin, Filistin topraklarını tamamen terör
rejimine teslim etme anlamına geleceği unutulmamalıdır.
İslam dünyası aynı anda üç farklı ülkede işgal faaliyeti yürüten
işgalcilerin oluşturduğu tehdidin farkına varmalı ve Gazze’yi teslim almak
isteyen güçlere karşı iş birliği yapmalıdır. Soykırım suçuna rağmen ABD ve
Batı’nın himaye etmeye devam ettiği terör rejimine karşı, İslam dünyası
Filistinlilerin haklarını müdafaa ve muhafaza etmelidir.
Filistin topraklarının ve Mescidi Aksa’nın özgürleştirilmesi,
Gazze’de soykırım suçu işleyen işgalcilerin fiili olarak cezalandırılması ve
Filistin’in devletleşmesi, Birleşmiş Milletler gibi uluslararası kuruluşlarda
resmî statü kazanması için sorumluluk alınmalıdır. Uluslararası toplum,
Filistin halkının haklarını savunmalı ve bu hedeflere ulaşılması için etkin
adımlar atmalıdır.
Yaklaşık bir buçuk yıldır açlığa, susuzluğa ve tüm kayıplara
rağmen bu işgalci sürüsüne boyun eğmeyen Gazze halkı ve tüm imkânsızlara rağmen
direnişe devam ederek Filistin halkının onurunu koruyan tüm Filistinli direniş
gruplarının zaferini tebrik ediyoruz. Bu sürecin Gazze’nin yeniden, daha güçlü
bir şekilde ayağa kalkmasına vesile olmasını temenni ediyoruz.
KÜRT MESELESİ GÜVENLİK SORUNU DEĞİLDİR
Partimiz,
“Terörsüz Türkiye” vurgusu ile yapılan açıklamaları ve atılan adımları yakından
takip etmektedir. Ülkenin barışına ve huzuruna yönelik her müspet gelişmeyi
hayırlı görmekle birlikte destekliyoruz. Bu anlamda öncelikle sürecin vakur
şekilde, azami derecede hassasiyetle yürütülmesi için herkesi sorumlu hareket
etmeye davet ediyoruz.
Kürt meselesi
salt bir silah bırakma ön şartına hapsedilmemelidir. Terör, Kürt meselesinin
çözümsüzlüğünün gerekçesi olmamalıdır. Bu bağlamda çözümün dar kalıplar
arasında aranması adalet arayışını neticesiz bırakacak ve arzulanan sonuçları
elde etmeyi engelleyecektir.
Kürt meselesi
siyasi, sosyal, kültürel, tarihi, ekonomik ve diğer tüm boyutlarıyla ele
alınması gereken külli bir meseledir. Bu hususlardan herhangi birisinin
ötelenmesi şeklindeki bir yaklaşım,
sorunu baştan çözümsüz bırakacaktır. Devlet, egemen paradigma, silahlı örgüt ve
şiddetin bir parçası olan örgütlü yapılar; Kürt meselesinin konuşulması,
tartışılması ve çözülmesi konusundaki tekelci anlayışı bir an önce terk etmeli,
toplumun tüm katmanlarının sesine kulak verilmelidir.
Bilinmelidir ki
Türkiye’de halklar arasında bir kan davası yoktur. Sistem ve egemen
paradigmanın oluşturduğu sistematik zulümler, haksızlıklar ve travmalar ile
bunları bahane ederek gelişen şiddet sarmalı vardır. Yıllarca uygulanan şiddete
dayalı asimilasyon politikaları kısmen terk edilmiş, bireysel ve kısmi kültürel
haklar tanınmışsa da hâlâ Kürtlerin kimliği ve kültürünün; Türk kimliğine ve
kültürüne tahvil edilme çabası devam etmektedir. “Kürtlerin bu ülkenin kurucu
unsuru ve eşit vatandaşı olduğu” anlayışının hâlihazırda pratikte bir karşılığı
bulunmamaktadır.
Bu noktadan sonra
kardeşliğin edebiyatının değil, artık hukukunun icra edilmesi için ilgili
herkesten azami gayret sarf etmelerini bekliyoruz.
CHP: CAN ÇIKAR HUY ÇIKMAZ PARTİSİ
Millet olarak
CHP’nin skandallarına yetişmekte zorlandık, oysa CHP skandaldan skandala
koşmakta zorlanmıyor. Değiştik, dönüştük diye son yıllarda ekranlarda arz-ı
endam eyleyen CHP’liler, gün geçmiyor ki gâh halk düşmanlığıyla, gâh İslam
düşmanlığıyla gündeme geliyor olmasın. CHP’li Bolu belediye başkanının Nazi
subaylarını aratmayan yabancı düşmanlığını ekranlardan marifetmiş gibi
anlatması henüz gündemden düşmemişken, bu kez de CHP’li Tekirdağ belediye
başkanının danışmanının İslam’a, peygamberimize ve dini kutsallarımıza yönelik
kan donduran alçakça küfürleriyle irkildik.
Kabuk değiştiren
yılanın zehrinde bir değişme olmadığı gibi, “Değişim” geçirdiğini iddia eden
CHP’nin de halka zehir enjekte etme alışkanlığında hiçbir değişim olmamıştır.
Laikliği kalkan yapıp milletin manevi değerlerine saldırıyor, inancına
küfrediyorlar. Kemalizm kılıfı altında alkol dayatmasında bulunup milletin
sağlığıyla oynuyorlar. Toplumumuzun sigortası olan aile yapısını tahrip etmek
için her türlü şaklabanlığı yapıyor, sapkınlık dayatmacılığında birbirleriyle
ve ideolojik akrabalarıyla yarışıyorlar.
Kabuğu, rengi,
söylemi değişmiş gibi görünse de, 1940’lı yılların dayatmacı, tektipçi,
asimilasyoncu, inkârcı, imhacı, gerici faşizan karakteri asla değişmemiştir.
Günümüzde değişmemiş karakterini pratiğe koyamıyorsa, imkân bulamadığındandır.
İmkân buldukları anda yine halk düşmanlığını, din düşmanlığını, cami ve ibadet
düşmanlığını bıraktıkları yerden devam ettireceklerdir. İslam’a ve kutsal
değerlere dönük küfür ve hakaretleri, CHP’nin “terkedilemez, terkedilmesi
teklif dahi edilemez” fikriyatının dışavurumudur.
Halk
düşmanlarına; din, iman, İslam düşmanlarına karşı durmak, onların hayasızca
akınına göğüs germek, teşhir edip mahkûm etmek HÜDA PAR olarak bizim
sorumluluğumuzdur. Hassasiyet sahibi herkesi, her kesimi bu gerici ceberut
zihniyete karşı durmaya davet ediyoruz.
BREZİLYA VE ŞİLİ’NİN SİYONİSTLERE
KARŞI ATTIĞI CESUR ADIMLAR, TÜRKİYE’YE ÖRNEK OLMALIDIR
Siyonist terör
çetesinin Gazze’de tüm insani ve ahlaki değerleri çiğneyerek gerçekleştirdiği
soykırım 467 günü geride bıraktı. Siyonist terör rejimine karşı yalnızca
söylemlerimizle değil, eylemlerimizle de tarafımızı belli etmek durumundayız.
Bunun için de mutlaka somut ve caydırıcı adımlar atılmalıdır.
Şili’de 620
avukatın, Gazze’de gerçekleştirilen soykırıma iştirak ederek insanlığa karşı
suç işleyen siyonist 'asker' hakkında dava açması ve ayrıca Brezilya’da da bir
siyonist "asker" hakkında insanlığa karşı suç
işlediği gerekçesiyle soruşturma başlatılması, uluslararası hukuk çerçevesinde
örnek alınması gereken kararlardır. Şili ve Brezilya’nın attığı bu cesur
adımlar, Türkiye’ye de soykırım suçuna iştirak eden kişilere karşı
sorumluluğunu hatırlatmaktadır.
Bu bağlamda,
soykırım suçuna iştirak eden sözde çifte vatandaşların tespiti ve
cezalandırılmaları, ifade vermeye gelmeyenlerin vatandaşlıktan çıkarılmasına
dair hazırladığınız kanun teklifi, daha fazla geciktirilmeden Genel Kurul’da
görüşülmeli ve bir an önce yasalaşıp yürürlüğe girmelidir. Türkiye’nin atacağı
bu adım, hem ülkemizden giderek soykırım suçuna iştirak edenlerin cezasız
kalmamasını temin edecek hem de soykırıma karşı olan diğer ülkeler için de
benzer bir yolun takip edilmesine örnek teşkil edecektir.
Daha önce yaptığımız çağrıyı bir kez daha tekrarlıyoruz; Meclis’te grubu bulunan siyasi partilere ve bütün milletvekillerine sesleniyoruz; geliniz, soykırım suçunun cezasız bırakılmayacağı hususunda ortak bir irade ile bu kanun teklifimizi bir an önce görüşüp yasalaşmasını sağlayalım.
SİYONİST TERÖR REJİMİ TRUMP’I BEKLİYOR
Siyonist terör
rejimi, Gazze’de 16 aydan uzun süredir sürdürdüğü soykırıma, Lübnan ve
Suriye’ye yönelik işgaline karşı başta İslam dünyası olmak üzere uluslararası
toplumun sessizliğinden aldığı cesaretle, "Ortadoğu" planlarını artık
gizleme gereği bile duymamaktadır.
Terör rejimine
ait resmi hesaplar, Bilad-ı Şam ülkeleri olarak tanımlanan Filistin, Ürdün,
Lübnan ve Suriye topraklarını, terör rejiminin
"tarihi sınırları" içinde gösteren bir "harita"
paylaşmış hemen ardından Birleşik Arap Emirlikleri Dışişleri Bakanı, soykırımcı
rejimin sözde dışişleri bakanıyla gülerek poz vermiştir. Bugün Gazze’de terör
rejiminin "güvenli bölge" dediği alanlarda kadınlar ve çocuklar sığındıkları
çadırlarda diri diri yakılmakta, insanlar yerden pirinç taneleri toplayarak,
yerdeki çamurlu suları içerek hayatta kalmaya çalışmaktadır. İslam dünyası bu
sessizliğinin bedelini terör rejiminin bölgeye yayılmasıyla ödeyecektir.
Gazze’de ateşkes
anlaşması sürecini defalarca baltalayan terör rejimi, son müzakerelerde de aynı
taktiği izlemektedir. Trump’ın, ‘’Ben göreve gelmeden rehineler serbest
bırakılmazsa Ortadoğu’yu cehenneme çevireceğim’’ açıklaması, terör rejimine
planlarını uygulamak için bir fırsat sunmaktadır. Bu nedenle yeni taleplerle
süreç 20 Ocak’a kadar uzatılmaya çalışılmaktadır.
Müslüman kamuoyu,
terör rejimiyle ihanet iş birliği içindeki yöneticilerine karşı Gazze’yi
gündemden düşürmemeli, terör rejimine karşı somut ve caydırıcı adımlar atılması
için baskı yapmalıdır. Aksi takdirde siyonist terör rejimi, yeni ABD
yönetiminden aldığı destekle bölgede işgal ve saldırılarının dozunu
artıracaktır.
AİLEYİ VE NÜFUSU KORUMA
Aile kurumuna
gereken önemi vermeyen toplumlar, bunun bedelini gelecek nesillerini kaybederek
ödemiştir. Neslin devamı, aile kurumun korunması ile mümkündür.
Cumhurbaşkanı
Yardımcısı Sayın Cevdet Yılmaz, aileyi ve nüfusu korumak amacıyla kısa, orta ve
uzun vadeli stratejileri hayata geçireceklerini açıkladı. Söz konusu
stratejiler arasında gençlere evlenebilmeleri için maddi destek sağlanması, çalışan annelerin iş şartlarının
iyileştirilmesi ve maddi yardım yapılması gibi hedefler yer almaktadır. Tüm
bunlarla birlikte, ev hanımları da desteklenmeli, çocukların bakım ve eğitimi
konusunda maddi kaygıları giderilmelidir.
Ev hanımlarına, her çocuk başına 18 yaşına gelene kadar bağlanacak maaş
nüfusun kendini yenileme eşiğine ulaşmasına vesile olacaktır.
Ayrıca aile
kurumuna zarar veren, gençleri gelişim dönemlerinde cinsel karmaşaya sürükleyip,
ahlaksızlık batağına saplayan LGBT örgütlerinin faaliyetleri suç sayılmalı,
LGBT propagandasına ağır cezalar verilmelidir. Hastanelerde 18 yaş altına kadar
düşen cinsiyet değiştirme ameliyatları yasaklanmalıdır.
Evlenmenin ve
aile kurmanın önünde bir engel teşkil eden, boşanmaların başlıca sebepleri
arasında yer alan, veba salgını misali neredeyse toplumun her alanına sirayet
eden zina, yeniden suç kapsamına alınmalı, zinayı teşvik eden tüm yayın ve
çalışmalar yasaklanmalıdır.
Televizyon
dizilerinde aile olmayı ve çocuk sahibi olmayı özendiren yayınlar yapılmalı.
Aile kurumunu aşağılayan, zinaya özendiren, ahlaksız ve sapkın içerikler ise
yasaklanmalıdır. Bir kurumu korumanın en iyi yolu, o kurumu tehdit eden
çalışmaları durdurmaktan geçmektedir.
EMEKLİLERE ADİL BİR ÜCRET ŞART
2025 yılıyla
birlikte işçi, memur ve emekli
maaşlarına yapılan artışlar, yıllık enflasyon oranının oldukça altında
kalmıştır. Özellikle emekliler, maaşlarına yapılan zamlara rağmen geçim
sıkıntısıyla baş edememektedirler. Yapılan yeni zamla birlikte yaklaşık 4
milyon emekli, 15 bin liranın altında, yani açlık sınırının bile %30 altında
bir aylıkla hayatta kalmaya çalışacak. Bu durum, yalnızca ekonomik bir sorun
değil, aynı zamanda büyük bir adalet sorunudur.
Emeklilerin büyük
bir kısmını oluşturan EYT'liler, bu adaletsizliği derinden hisseden kesimi
oluşturuyor. İslam, toplumun her ferdine adaletli bir yaklaşım sergilemeyi
emreder. Peygamber Efendimiz (s.a.v.)'in "Kimseye, gücünden fazla yük
yüklemeyin" hadisi, adaletin temel ilkesidir. Yıllarca hizmet etmiş olan
emekliler, ne yazık ki emekliliklerinde hak ettikleri hayat standardına
kavuşamamaktadır.
EYT mağdurlarına
yönelik adaletsizlik ve düşük maaşlar göz önüne alındığında, emekli maaşlarında
kapsamlı bir iyileştirme yapılması zorunludur. Bu, emeklilerimize rahat bir
hayat sunmak toplumsal adaleti sağlamak için atılacak önemli bir adımdır.
HÜDA PAR olarak,
emekli maaşlarının iyileştirilmesi ve sosyal adaletin sağlanması için bir an
önce düzenleme yapılması gerektiğini hatırlatıyoruz. Adaletin her alanda
sağlanması, toplumsal huzurun teminatıdır.
ENGELLİLERE YAŞATILAN HAK KAYIPLARI
Son zamanlarda
yapılan birtakım düzenlemelerle engellilerin yaşadığı hak kayıpları, toplumsal
eşitlik ve adaletin önünde halen çok ciddi engellerin olduğunu göstermektedir.
Söz konusu hak kayıplarının her biri, engelli bireylerin temel haklarından
faydalanmalarını zorlaştırmakta, hayat kalitelerini doğrudan etkileyerek onları
toplumdan izole etmektedir.
İlk olarak, gelir
kriteri bahanesiyle bakıma muhtaç bireylerin zor durumda bırakılması, sosyal
devlet anlayışıyla bağdaşmamaktadır. Bakım hizmetlerinin sunulması, engelli
bireylerin onurlu bir hayat sürdürebilmeleri için kritik bir gerekliliktir.
Yeni düzenlemeler
ile emeklilik, engelliler için erişilemez hale getirilmektedir. Bu durum,
engelli bireylerin ekonomik güvencelerini zayıflatmakta ve hayatlarını daha da
zorlaştırmaktadır.
KDV Kanunu değişiklikleri ile ithal protez, ortotik cihaz ve
tekerlekli sandalyelere erişimin zorlaşması; yeni yönetmelikteki ehliyet
kodlarıyla ortopedik ve işitme engellilerin ehliyetlerinin iptal edilmesi;
hafif zihinsel engellilerin eğitim haklarının yok sayılması; SGK’nın engelli
malzemeleri için fiyat güncellemesi yapmaması engelli bireylerin hayatını
doğrudan etkileyen diğer önemli sorunlardır.
Son olarak, ÖTV
Kanunu’ndaki değişiklikle, engellilerin ÖTV istisnasından yararlanabilmesi için
yüzde 40 yerlilik şartının getirilmesi ve alınan araçlar için elde tutma
süresinin 5 yıldan 10 yıla çıkarılması, engellilerin araç ve ulaşım imkânlarına
erişimini ciddi şekilde zorlaştırmaktadır.
Engelli
bireylerin haklarının korunması ve iyileştirilmesi, toplumsal adaletin
sağlanması açısından son derece önemlidir. Bu sorunların çözülmesi için
devletin, engelli bireylerin ihtiyaçlarına duyarlı politikalar geliştirmesi ve
toplumsal bilinç oluşturması gerekirken, yasal düzenlemelerle yeni engeller
oluşturması üzüntü vericidir.
HÜDA PAR GENEL MERKEZİ
